GERÇEKTEN TRENE EN SON NE ZAMAN BİNDİNİZ ?…..


Görsel

Geçmiş yılların mecburi vazgeçilmezi ,

Günümüzün ise,nostaljik ve  ekonomik gerçeklerden ötürü tercih edileni.

Ama benim için ise, türlü türlü  insanı bir arada görmekten ,onları tanımaktan ,onlarla sohbet etmekten keyif aldığım bir panayır.

Zor şartların yıprattığı, hayatın ta kendisini yaşamış ve yaşamakta olan insanlara şahit olduğum bir fuar tren yolculuklarım .

Aslında bu yazıyı yazarken tarifi kelimelerle ifade edilmeyecek tarzda duygular yaşıyorum.

Ve çocukluğundan, dahası kendimi bildiğim dönemlerinden bu yana seyahatlerini hep trenlerle gerçekleştirmiş bir arkadaşınız olarak beni anlamanızı umut ediyorum .

Nasıl bir aşk bu diyeceksiniz .

Alt tarafı sıkış tepiş sığışılıyor , gideceğin yere kadar tangır tungur sesler ve titreşimler eşliğinde çeşitli ebattaki el bagajının tacizinde yolculuk işte .

Benzer mi hiç metronun , Yüksek Hızlı Tren’in konforuna .

Zaten başlıkta sorduğum sorunun cevabı bunlar değil. Geçmişin kara treni günümüzün dizel motoruyla çalışan şehirler arası ekspreslerini kullanmayan evet cevabını vermesin bu soruma  sayılmaz zaten.

Hayır ,çocukluğumun izlerinden midir nedir ? bir gün öncesinden hazırlanılır tren yolculuğuna .

En şık ve temiz kıyafetler giyilir ,

İstasyona varıldığında sağ sol kolaçan edilir tanıdık-dost, hısım-akraba aranır.

Sebep yolculuk esnasında bilinmeyenleri bilmek ,öğrenilemeyenleri öğrenmek için.

Yalnız yolcuların refakatçileri ise, önceden tanımadıkları ama yolculuk esnasında ve sonunda, sanki kırk yıllık dost zannedilecek yakınlıkların oluştuğu sohbetlerin yapıldığı bir seçkinler kulübü aslında trenler.

Ceplerindeki üç kuruşu yola harcayamayan,zaten cebindeki o üç kuruşu da memleketinden, sevdiklerinden uzaklarda kazanan ,kazandıklarını da o, seçkinler kulübünün kalabalık odacıklarında taşıyan, elleri nasır tutmuş, yürekleri pamuk misali insanların doluştuğu seçkinler kulübü.

Kış günleri , soğuğun esir aldığı doğanın oluşturduğu eşsiz güzelliklerin ,üç-beş saniyelik görüntü veren tablolarının  asılı olduğu duvarların arasında yapılan yolculuk, sıcağı gördüğünde mayışmış kediler ile daha keskin bir empati kurmamızı sağlamıyor mu ?

Unuttuk artık bu keyifleri, şimdi burnumuzun ucunda yaşanan hayatı dahi göremez olduk

Çünkü Sevmek değil

Sevmemek için ikna ediliyoruz nefsimiz aracılığıyla bize diretilen Hayatla

Sonuçta gelin yine bizim Yunus‘u unutmayalım

” SEVELİM SEVİLELİM “…..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s